Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Salı, Eylül 09, 2008

Parayı kazanınca müşteriyi unutacak mıyız?



Web sitesi değerlendirmelerine de girecektim doğal olarak, ama ne zaman ve hangi siteyle başlayacağımı henüz kestirememiştim. Oray Eğin, sağolsun, Akşam gazetesindeki yazısını okuyunca, Abdi İbrahim İlaç A.Ş. ile bu seriye başlamak elzem oldu.

Oray Eğin, Abdi İbrahim web sitesi hakkında, “Hemen İnternet sitelerinden Abdi İbrahim’in yenilenmiş haline baktım. Sonuç mükemmel. Logo da bina da kusursuz. Zaten işi üstlenen firma dünyanın önde gelenlerinden,” diyor. Gerçekten öyle mi, şimdi adım adım gidiyoruz.

Kavgalı "i"ler


İsterseniz önce logodan başlayıp o işi bitirelim, geriye dönüş olmasın. Bir kere, kalın “i”, ince”i”yi fena pataklamış, gariban bir köşeye sinmiş, sesi soluğu çıkmıyor.

Logo tasarımında, iki benzer harfi yan yana kullanmak gerektiğinde, iki seçeneğiniz vardır; (1) eğer bir anlam ifade edecekse, vurguyu bu ikisinin üzerine verirsiniz, (2) bir anlam ifade etmeyecekse sesinizi keser, diğerleriyle eşit hiyerarşide kullanırsınız. Burada bir üçüncü seçenek kullanılmış, iki “i” arasında eşitsizlik yaratılmış. Rahatsızlık veren bu sebepsiz nedensiz tercihi de gözden kaçırmak için font rengi açılmış. Korkunun ecele faydası olmuş mu? Olmamış.

Gelelim ambleme. Amblem dediğim, bu logonun, yani yazının solundaki lacivert dairesel şekil. Tasarımcı, jenerik, yani her işe, her anlama, her şirkete, her isme uyabilecek bir amblem seçmiş. Özel mi? Değil. Arayıp tarasanız, aynı amblemi dünya üzerinde küçüklü büyüklü en az 100 şirketin logosunda bulabilirsiniz. Logoya olumlu bir katkısı var mı? Yok. O zaman, niye koyuyorsun be adamım!

Logoda renk seçimi


Logo tasarımında, şirketler için kullanılabilecek en baba renk laciverttir. Her tonunu, karışımını gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz. Başka bir renk kullanacaksanız, iyi bir nedeniniz olması gerekir. Mesela, ilaç üreten bir şirket soğuk yeşili de kullanabilir, steril temizliğin rengidir. Ama iş iki renk kullanmaya gelince, hop bakalım, orada biraz duracağız.

Logonun renkleri tüm kurumsal kimlik ve iletişim çalışmalarınızdaki grafik tasarımı derinden etkileyecektir. Bu yüzden, dikkatle seçilirler. Renk ikiye çıkınca, iki değil, on misli dikkat gerekir. Tek renkli bir logoda, yardımcı olarak yerine göre birkaç tane renk seçilebilir. Oysa, iki renk kullandığınızda ikincil rengi baştan belirlemiş oluyorsunuz. Nitekim, Abdi İbrahim’in web sitesi de lacivert ve gri üzerinde inşa edilmek zorunda kalınmış.

Mesela, lacivert-kırmızı kullanılsaydı, her iki renk de aynı kuvvette olduğundan, ikincil renk konusunda yine bir ölçüde serbest kalırdınız. Ancak Abdi İbrahim'deki renkler eşit güçte değiller, bu yüzden "birincil/ikincil renk" olarak algılanacaklardır. İki rengin bu tür kullanımı, diğer kullanımlarına göre daha zordur.

Düğün alayında korna çalmak


Geldik web sitesine. Şimdi, ana başlığın altındaki resme alıcı bir gözle bakın; diyelim ki Abdi İbrahim’in ne iş yaptığını bilmiyoruz. Ne şirketinin sitesi dersiniz? Ben şahsen, mimarlık firmasının web sitesi derim. Dakika 1, gol 1 yani.

Peki, ikinci senaryoya geçelim; Abdi İbrahim’in ilaç şirketi olduğunu biliyoruz, üstelik üç beş ilacını almışız, doktorsak reçete yazmışız, şimdi ne düşünürsünüz? “Vay be, iyi para kazanmışlar, gidip kendilerine fıstık gibi bina yaptırmışlar,” diye düşünmez misiniz? Evet, düşünürüz. Peki bu işten bizim çıkarımız nedir? Bize ilacın daha iyisini mi verecek? Bilmiyoruz, hiçbir alamet, işaret yok. Gitti paracıklar yani. Paraları kazanmış, müşterisini unutmuş, öyle bir görünüm çıkıyor ortaya. Dakika 2, gol 2.

Bunlar olumsuzluklardı, olumlu olan bir öğe yok mu? Var. Siteye ilk kez girdiğinizde, temiz tasarımıyla, binanın güzel estetiğiyle, “E, bunlar kurumsallaşmada yeni bir evreye girmişler artık, bir üst seviyeye çıkmışlar,” diyorsunuz. Ama henüz, düğün alayında korna çala çala giden arabalar gibi, belli ki çok sevdikleri yeni binalarını göstere göstere övünme aşamasındalar.

Kurumsal iletişim, kasabalılıktan kentliliğe geçişin disiplinidir


Düğün alayı İstanbul gibi büyük bir şehirde neden kornalarını çala çala gider? Güzergahlarında onları tanıyan tek bir Allah’ın kulu olmadığını bile bile, neden asılırlar kornalara? Şişinmeyi nasıl yapacaklarını bilmiyorlar çünkü, çalakalem, köylerinde, kasabalarında yaptıkları gibi yapmaya devam ediyorlar. “Kurumsal iletişim” denen meslek, disiplin, ne tür sıfat yapıştırırsanız yapıştırın, tam da bu köylü gelenekten kentli geleneğe geçişin kurallarını, yolunu yordamını düzenler ve uygular. Web sitesi de bu kurumsal iletişimin dışında değildir.

Nereden geliyoruz, kimiz, nereye gidiyoruz? - P. Gauguin



P. Gauguin, yağlıboya, 1897–98, Boston Güzel Sanatlar Müzesi - ABD

Tasarımcının, sanat yönetmeninin, kurumsal iletişim yöneticisinin, bu web sitesinin ana fikrini, temasını tasarlarken, kendilerine şöyle sormaları gerekirdi: “Yeni bir evreye geçiyoruz, kendimize çok güzel bir çalışma alanı yarattık, bu yeni evrede müşterilerimizin kazancı ne olacak, onlarla neyi nasıl paylaşacağız, bu yeni evrede neredeler, nerede duracaklar?” diye sormaları gerekirdi. Yani anasayfada gördüğümüz bu çok güzel binanın içindeki, dışındaki insanlar nerede? Çalışanlarını göreyim, CEO’sunu göreyim, bu yeni binalarında ne tür inovasyonlar var, hep isteyip de, özleyip de nihayet gerçekleştirdikleri ne var bu yeni çalışma alanında, hangi kavrama göre düzenlenmiş, hangi yeni iş modelini uygulamak için binada neler nasıl yerleştirilmiş? Neye aşık yahu bu adamlar, ne içerler, ne yerler, in midirler, cin midirler? Anasayfada ve sitenin diğer sayfalarında havasını koklamak, suyunu içmek istediklerim bunlar benim.

Abdi İbrahim çalışanları bu yazıyı okurlarsa, “Tüh be, tam da ne güzel bir web sitemiz var diye hava atıyorduk,” diyeceklerdir. Çoşkun arkadaşımın kız arkadaş mevzuunda ettiği bir söz vardır: “Kiminin tabanı, kiminin tavanı,” der yeri geldikçe. Hayatta hiçbir şey kolay elde edilmiyor. Ha bir de şu var tabii ki, ben bütün bu lafları web sitesinin düzgün bir bütçeyle yapıldığı varsayımına dayanarak yapıyorum. Yoksa, 5.000 dolar verip yaptırmışlarsa, tasarımcıyı başlarının üzerine koyup, iki yanağından da öpmeleri gerekir.

Sonuç olarak; bu yazıyı da gelip aşka bağladım ya, helal olsun bana. Ama aşk olmadan ne iş, ne aş bir şeye benziyor. Hayat böyle. Bu arada unutmadan söyleyeyim; ürünler sayfasındaki ürün resimlerinin tümünde logo, eski logo. Kurumsal kimlik uygulama sürecimizi henüz tamamlayamadık anlaşılan.

Hiç yorum yok: