Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Çarşamba, Eylül 10, 2008

Kurumsal iletişim, sadece medya ile ilişkiler midir?



Bir yazarın gündeme getirdiği konu üzerinde yorum yapmak galiba en çekici tembelliklerden bir tanesi. Konu hazır, tartışma zemini hazır, eteğindeki taşı sen de dök, rahatla meselesi.

Ali Saydam, Akşam gazetesindeki yazısında,

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Paşa’nın ‘iletişim yoğurdunu farklı yemesini’ heyecan ve merakla izleyenlerdenim. Bu çerçevede Başbuğ’un aldığı son kararı alkışlamamak mümkün değil. Buna göre üç yenilik geliyormuş:

1. Basına her gün brifing (bilgi) verilecekmiş;

2. Akreditasyon kısıtlamaları kalkıyormuş (yani siyasi görüşüne göre bazı basın mensuplarının etkinliklere alınmaması);

3. Basına askeri konularda eğitim verilecekmiş,” diyor.

Geçen gün, “deneyimcilik” diye sözünü ettiğim konuya çok güzel bir örnek olduğu için bu konuda bir iki laf da benim etmem gerekir diye düşünüyorum.

Bu konu, kurumsal iletişimi yalnızca medyayla ilişkiler olarak algılayan şirketlere de güzel bir tartışma konusu olur sanıyorum.

Ordu, biliyorsunuz, hayatımızın her evresinde bir şekilde önemli yer tutan bir kurum. Erkekseniz askere gidiyorsunuz, cinsiyet fark etmez, kadın ya da eşcinsel de olsanız darbelerinden, muhtıralarından bir şekilde etkileniyorsunuz, kırsal yörelerde Jandarmasıyla birlikte yaşıyorsunuz, sağda solda “Askeri bölge, yasak,” levhalarıyla karşılaşıyorsunuz. Yani, sıfırdan bitiş çizgisine kadar hayatınızda Silahlı Kuvvetlerle ilgili bir hayli deneyim yaşıyorsunuz. Bir defalık, iki defalık bir etkileşme değil, gerçek bir deneyim yaşıyorsunuz. Şimdi, harbiden söyleyin; böylesine yoğun bir deneyim yaşadığınız kurumun, medyaya bilgi aktarmakta yaptığı bir iki düzenleme hayatınızda neyi değiştirecek Allahınızı severseniz? Hiçbir şeyi. Mesela ne yapılabilir derseniz, en basitinden, Kıvrıkoğlu’na alınan Mercedes fiyatına, şehir içinde sık sık burun buruna geldiğimiz, “Yasak” levhalarındaki itici iletişim tarzını değiştirmekle işe başlanabilir.

Pandora'ya göre "Hizmet Tasarımı"


Tansaş daha satılmadan önceydi, yani Doğuş grubundayken, televizyonda, yine Ali Saydam’ın programıydı sanıyorum, Tansaş CEO’su, şirkete getirdikleri yeniliklerin nasıl da en yetkili kişiden en uç işçiye kadar uzandığından bahsediyordu. Tesadüf işte, daha bir hafta önce, Tansaş’ta alışveriş yaparken deneyimli bir kasiyerin, yeni işe giren bir çalışma arkadaşına işin rutinini ve kurallarını anlatmasına rast gelmiştim. Burada problem olan ne var derseniz, büyük ve kalın kaplı, üzerinde “Pandora’ya aittir,” yazan bir defterin kapağını açmış olursunuz.

Konu doğrudan “hizmet tasarımına” girer. (Adında tasarım var ya, bok tasarımı olsa ahkam keseceğiz tabii ki.) Tansaş CEO'su, anlaşılan bu yeniliklere “hizmet tasarımını belgelemek” gibi bir ayrıntıyı dahil etmemiş.

Gavur şirketlerinde kap kalın ve sürekli güncellenen kitaplar vardır, bunlarda, şirketin verdiği hizmet en küçük ayrıntısına kadar tanımlanmıştır. Yeni işe giren birisi, bu yazılı belgelerden ne yapacağını öğrenir. Bilen kişiler, olsa olsa bu yazılı belgeyi yorumlama açısından yardımcı olur. Özellikle bankalarımız bu hizmet tasarım kitaplarını yabancı bankalardan bir şekilde ele geçirip tercüme ederler, kendilerine uyarlarlar, ancak bunlar hiçbir zaman güncellenmez, tozlu raflarda “iş ola beri gele” örneği olarak yerlerini alırlar.

Bu konunun Silahlı Kuvvetlerin kurumsal iletişimiyle ilgisi nedir derseniz; iletişim, yöneticilerin halka, müşteriye söylediği bir iki güzel söz değildir; iletişim, şirketin, kurumun bir bütün ve her temsilcisinin tek tek, muhataplarıyla kurduğu ilişkinin şeklidir. Hizmet tasarımı ise, en sıfatsız askere bile, ya da en dikkat edilmeyen uyarı levhasına bile muhataplarıyla nasıl iletişim kuracağının belletilmesinin formülasyonu, tasarımı, düzenlenmesidir.

Bu yazının linkleri:
Ali Saydam'ın Akşam'daki yazısı

Hiç yorum yok: