Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Cuma, Mayıs 04, 2012

Fotoğrafçılık serüvenim: Hayallerim gerçekleştiğinde artık bir hiçtim



Kadınların güzelliklerini ortaya çıkarmaktan, görünür kılmaktan daha önemli bir meselesi yoktur herhalde dünyamızın...

Fotoğrafçılık, sırf bu yüzden çok çekici bir meslek ola geldi. O burnu havada, erişilmez tanrıça rolündeki kadınlar, karmaşık optik ve kimyasal düzenekleri başarıyla kullanabilen erkeklere kendilerini sorgusuz sualsiz teslim etmekte hiç bir zaman zorlanmadılar.

Ta ki dijital fotoğrafçılık çıkana kadar... Geçen yıl gittiğim bir sergi açılışında, elinde fotoğraf makinesiyle gezinenlerden sadece ikisi erkekti. Düğün ve sosyal fotoğrafçılığı neredeyse tamamen ele geçiren kadınlar, moda fotoğrafçılığında da önemli bir paya ulaştılar. Yıllar boyunca, "dijital fotoğraf çıksa da işimiz kolaylaşsa," diye kurduğumuz hayal gerçekleşmiş, ancak saçı kesilen Samson gibi tüm gücümüzü de kaybetmiştik.

Fotoğraf Makinelerim

İlk makinemi ilkokuldayken almıştım, 126 rulo film kullanan bir Kodak’tı. Ankara Koleji'ne giden yolun üzerinde, Kızılay'daki dükkanın vitrininde duran o makineye haftalarca nasıl da hayran hayran baktığımı çok net hatırlıyorum. Galiba bir iki yıl dayandı, çok basit gri plastik bir kameraydı bu.



Orta okulda, Voiglander Bessamatic vardı, uzun yıllar babamla o makineyi paylaşmıştım. (O daha çok körüklü Kodak makinesini kullanırdı.)

Üniversitede Nikon’a terfi ettim. O zamanlar bu tür makineler yurt dışından alınırdı, Londra'ya giderken özel olarak Amsterdam'a uğramıştım makineyi almak için, Avrupa'da en ucuz yer orasıydı.



Profesyonel olarak fotoğrafçılık yapmaya karar verdiğimde, Mamiya 6x7, Mamiya 645 ve Rodenstock objektiflerle Arca Swiss 6x9 almıştım. Körüklü makinenin perspektif kontrolüne aşıktım. Film kasetlerinden önce her zaman Polaroid kasedini yerleştirip test çekerdim. Bowens stüdyo flash takımım da hayatımın en önemli aksesuarlarındandı. Durst agrandizör ve Ektachorome diapozitif banyo sistemim vardı.

Profesyonel fotoğrafçılığı bıraktığımda, tüm o ağır ve büyük makinelerden arınmak için sanıyorum, en hafif SLR makine olan Olympus OM1 almıştım. Uzun yıllar severek kullandım o makineyi, 24 mm perspektif objektifinde yaşadığım hayal kırıklığına rağmen.

6-7 yıl önce Olympus E-300 aldım, iki objektifle birlikte. Ancak tembellikten Canon video makinesini kullanıyorum fotoğraf çekmek için. Vizörden bakmadan fotoğraf çekmek hiç anlamlı değil, o küçük ekrana bakıp çektiklerim arasından iyi bir şeyler çıkması bile mucize bana sorarsanız. Hele son bir kaç aydır hem fotoğraf hem de video için Iphone'dan başka bir şey kullanmadığımı düşünürseniz, kaliteyi epeyce düşürmüş olduğumu kolaylıkla anlarsınız.

Hiç yorum yok: