Pazar, Mayıs 06, 2012
Anti-Kapitalist Müslümanlarla Pseudo-Kapitalist Müslümanlar arasında meydan savaşı ve tabii ki RedHack -ya da zihninizde netleştirdiğiniz kurallar hiç bir işe yaramadığı zaman ne yaparsınız?
Kendi koyduğumuz kuralları dünyadaki herkes sorgusuz sualsiz uygulasın istiyoruz. Eğer kendi kurallarımız yoksa, sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz başkalarının kurallarını herkes kabul edip uygulasın istiyoruz.
Aslında canım feda, sizi mi kıracağım, tabii, zevkle. Ama, sizin gibi milyarlarca "kural ehli" olunca, kimin kuralını sorgusuz sualsiz kabul edeceğim konusunda tereddüte düşüyorum ister istemez.
Dinler, bu konuda yapabileceklerinin en iyisini denemişler. "Kurala uy, yoksa çarparım, ha!" diye gözdağı vermişler. Daha ne yapsınlar! Ama daha kutsal kitaplarından itibaren iş sulanmaya başlamış. Tevrat, ekle de babam ekle, galiba 100 yıl sürmüş bu hale gelmesi. İncil, zaten çeşit çeşit, sonunda 4'e indirebilmişler sayıyı, ama onun da arkasına bir sürü ekler gelmiş zamanla. Kuran'da, en sonunda bir versiyonunu kesinleştirmişler, işi bitirmişler. Budizmin zaten kitabı yok. En akıllı yöntemi o denemiş, "Eğer bir Buda'ya rastlarsan, onu öldür," demiş ana kural olarak. İşe yaramış mı? Hiç sanmam.
Benim annem, namaz kılardı ama cennet ve cehenneme inanmazdı, haydaaa!!! Geçenlerde, "Vejetaryenim ama zaman zaman et yiyorum," dedim beni afaroz ettiler, vejetaryenlerin grubundan çıkmak zorunda kaldım. Yani ait olduğumuz dandik gruplarda bile başkalarının kurallarıyla kendi kurallarımız arasında meydan savaşı veriyoruz. Bize uymayan kuralları kenarından köşesinden kemirmeye çalışıyoruz.
Din meselesine geri dönersek, Müslümanlar, "En son peygamber bizimki," dediler. Mesela Joseph Smith çıktı peygamber olarak ve Mormon dinini kurdu, aynı din ailesinden üstelik. Şimdi 14 milyon Mormon'u ne yapacağız? Hadi onu es geçsek, birisi çıktı, "Ben İsa'yım, yeniden doğdum," dedi. Siz inanmayabilirsiniz, 300.000 inananı var. Üstelik, İsa'nın zaten hiç bir zaman var olmadığı konusunda güçlü emareler de mevcutken...
Şimdi moda, "Anti-kapitalist Müslümanlar"; medya bayıldı onlara. Adamlar açık açık söylüyor, "Zengin Müslüman olmaz," diye, gayet de mantıklı açıklamaları var. Onları duyunca, İncil aklıma geldi, "Zenginlerin Cennete girmesi iğne deliğinden geçmek kadar imkansız," demesini düşündüm. Ve bu sözün üzerinden bir kaç yüz yıl geçmeden, bir nevi "kölelerin komünizm dini" olarak kurulan Hristiyanlığın emparyalizmin ve kapitalizmin has dini oluvermesini düşündüm. "Sana vurana diğer yanağını çevir," sözünü defalarca okuyan dindarların bireysel ve kurumsal olarak tarih boyunca en acımasız vahşeti uygulamakta hiç de tereddüt etmediklerini düşündüm.
Tam da ABD ve Gülen Cemaatinin, Müslümanlığı "esnaf dini" olmaktan çıkarıp "kapitalist din" haline dönüştürme çalışmalarının iyi mi kötü mü olduğu konusunda kararsızken, İhsan Eliaçık'ın önderliğindeki gençler alternatif bir dönüştürme tasarımını 1 Mayıs'ta gözümüze sokuverdiler. Gülen, "elindekiyle yetinmeyi" öneren Kuran'ın tersine, "yetinmeyin, daha fazlasını isteyin," diye kendi kuralını, kapitalizmin kuralını koymaya çalışırken, Anti-kapitalist Müslüman Gençler ise, içinde ne kelime, ne anlam olarak "sevgi" geçmeyen kutsal kitabın, "sevgi ve saygı öneren bölümlerini dikkate alıyoruz," diyerek Müslümanlık için bam başka bir mecrayı işaret ediyorlar.
Yani, dinlerin "Tek bir kelimesini, kuralını bile değiştirmem," diye direttikleri kelimeler ve kurallar hep değişmiş ve değişiyor. Bu değişimi bir türlü engelleyemediklerinden, hiç olmazsa durumu şekilsel olarak kurtaralım düşüncesiyle bilimsel buluşlara direnip akıl dışı "Akıllı Tasarım" gibi düşük zeka ürünlerini piyasaya sürüp duruyorlar. (Mesela, Cennetteki huri meselesini, "onlar ikna için yazılmıştır," diye aklileştirenler, iş zamanın bilimsel verilerine gelince, ışık karşısındaki tavşan gibi donup kalıyorlar. Üstelik kitapta, "bir sürü tanrı yerine tek bir tanrıyla muhatap olacaksınız, işiniz kolaylaşacak," gibi zamanın ruhuna uygun ilginç ikna yaklaşımları da varken...)
Ülkemizdeki bir diğer itiş kakış da AKP ile laik kesim arasında yaşanıyor biliyorsunuz; AKP, herkesin onların kurallarıyla yaşaması konusunda epeyce ısrarcı. Diğer kesimler ise, "Hayır, biz kendi kurallarımızla yaşamaktan çok memnunuz, sizin kurallarınızı istemiyoruz," diyor. AKP, vazgeçer gibi görünmüyor, "Zamanında siz bize kendi kurallarınızı dayatmıştınız, şimdi sıra bizde," diyor.
Kurallar, aslında kimin kimi nasıl yöneteceği ve dolayısıyla parayı kimin kapacağı meselesinin görünür yüzü. Herkes, kendilerinin ve kendi gibi düşünenlerin para musluklarını kontrol etmesini sağlamaya çalışıyor, ve aslında kuralların düzenini değil, kuralları dilediği zaman, dilediği şekilde değiştirebilme, ve dilediğine uygulayıp uygulamama hakkını, yetkisini, özgürlüğünü yürürlüğe sokmaya çalışıyor.
Düşünün ki, dünyada demokrasiyi en iyi özümseyebilen Avrupa'da bile, yeni evlenen kadınların ilk gecesini egemen Derebeyi ile geçirmesi gerektiği kuralı çok da eski değil. Ya da Doğunun haremlerini dolduran genç ve güzel kadınların, padişahın, şeyhin hevesi geçtikten sonra bir devlet görevlisi ile evlendirilip gönderilmesi gibi uygulamalar eminim hala geçerlidir. Ve eminim, bütün o kocalar, eşlerinin ilk gecelerini Derebeyi ile geçirmesinden, ya da padişahın yatağında orgazmlar yaşamış olmasından büyük bir gurur duyuyordur. Duymalılar da, zira sorgusuz sualsiz kabul ettikleri tüm kurallardan gurur duymaları en doğal hakları; "Padişahım çok yaşa, kralım çok yaşa, çok yaşa, çok yaşaaaa..."
İtaat etmenin en büyük kural olduğu dindar kesimi, Anti-Kapitalist Müslüman Gençlerin en çok "İtaat etmeyin, başkaldırın," türü söylemleri dehşete düşürmüş gibi görünüyor. Ve üstelik tam da sofraya oturmuş yemeklerini iştahla yerken, kapitalizmi, "çağın zulüm dini" olarak tanımları hiç de hoş karşılanmıyor. Ve kesinlikle, bu gençleri bertaraf etmek için harekat planları geliştirmeye 2 Mayıs itibariyle start verilmiştir bile.
Son bir kaç yüz yıldır, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti, "İttihatçılar" ve "İtilafçılar" arasındaki güç savaşına seyirci kalmaktadır. İtilafçılar, din merkezli yaşamlarının egemenliği için ülke düşmanlarıyla işbirliği yapmayı hiç bir zaman sorun olarak görmezken, İttihatçılar da güçlerini güçlü Avrupa burjuvazisinin desteğine dayandırmışlardır. Bunun sonucu olarak, İtilafçılar her zaman dünyanın egemen güçlerinin güdümüne girerken, İttihatçılar, kendi halkına giderek yabancılaşmışlardır. Bu ana akımın dışında filizlenen hiç bir düşünce ve ideoloji ne kendi topraklarında ne de yabancı topraklarda yeterli desteği göremediği için ya marjinal kalmış, ya da yok olup gitmiştir.
Özellikle son bir kaç yıldır, hükümetin ve dindar kesimin topluma ilişkin uygulamalarının Türkiye'nin geleceğini iğdiş ettiğini gördükçe, ve uygulayıcıların ne kadar büyük bir yanılsama dünyasında olduklarını fark ettikçe, Cumhuriyet'le birlikte İttihatçıların yaptığı uygulamaların da aynı şekilde ne kadar büyük yanlışlar içerdiğini zamanın dindar kesimi tarafından dehşetle izlenmiş olabileceği duygusuna kapıldım, kapılıyorum.
ABD'nin bile, arzuladıklarını gerçekleştirebilmek için diğer devletler ve gruplarla koalisyona girmesi gerektiği bir dünyada, güçsüz Osmanlı'nın, yeni Cumhuriyet'in ve yönetime gelmiş dindarların bir koalisyon olmadan ayakta kalmaları kesinlikle mümkün değildir. Ve bence, Cumhuriyet'in, Avrupa ve ABD'ye karşın kendini bugüne kadar iyi kötü getirebilmiş olması büyük bir başarıdır. Ancak asıl sınavı, gelecek 20 yıl boyunca vereceğini sanıyorum. Ve dünyadaki genel eğilimlere baktıkça, bu süreci bir gerilim filmi tadında izlemek zorunda kalacağımızı tahmin ediyor ve kalp krizinden ölmemek için sağlığımıza çok dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Son günlerin moda grupları, "Anti-Kapitalist Müslümanlar" ve "RedHack Kızıl Hackerlar"a gelince... Her iki grubun üyelerini de yürekten kutlayıp yanaklarından öpüyorum. Dilerim yaktıkları meşale, çaktıkları kıvılcım bizlere bu İttihatçı-İtilafçı kıskacından kurtulma yolunda önemli bir ışık olur. Onlardan esinlenip hiç bir kuralı sorgusuz sualsiz kabullenmemeyi öğrenir, bir toplum olarak kendi kararlarımızı birlikte vermenin, kurallarımızı birlikte belirlemenin, belirleyebiliyor olmanın keyfine bir gün varırız.
Gönderen:
ST
Etiketler:
siyaset toplum,
yaşam
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder