Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Pazartesi, Kasım 15, 2010

Sen misin Bayramda çalışmak isteyen zındık!



Önüme koyduğum hedef basitti; bir süredir tutturduğum gece gündüz çalışma temposunu Bayramda da sürdüreceğim ve üzerinde çalıştığımız projenin benimle ilgili olan bölümünü bitirmiş olacaktım. Bu işin niyet kısmıydı.

Gerçek kısım şöyle başladı: Daha Bayrama siftah bile edememişken, Cuma sabahı bilgisayarım açılmadı. O hani vardır ya, mavi ekran çıkar ve sonu bitmez yeniden yeniden açılmalar, kapanmalar, yine açılmalar… ondan oldu işte.

Şuydu buydu diye uğraşırken ancak saat 17’de bilgisayarın (notebook) ekran kartının arızalandığını ve tamire şimdi versem bile 15 günden önce onarılamayacağını öğrendik.

Cumartesi günü Yeşilköy macerası dolayısıyla zaten tam nakavt olmuştum, Pazar gününü de kendimi başka bir notebooka transfer etmekle ve bu yazıyı yazmakla harcadım.

Niyet kısmı 2. bölüm: Cuma akşamı, günün endişelerini boşaltıp zihnimi ardına kadar dünyanın güzelliklerine açmam gerekiyordu. Plan buydu. Mantık da bunu gerektiriyordu. Üstelik toplum bana güvenerek ekonomisini bu çerçevede inşa etmiş ve benden taahhüdümü yerine getirmemi bekliyordu. Dört tarafımız denizlerle çevrilmişti kısacası.

2. bölümün gerçek kısmı: Zihnim meşguldü. Boşalmıyordu. Cuma gününü çalışmadan geçirmek zorunda kalmış olmam beynimin tüm kıvrımlarını yiyip bitiriyordu. Zaptedilmez bir tatminsizlik bedenimi baştan aşağıya kaplamış, gözlerimi bağlamış, kalbimi mühürlemişti. Mutsuzdum. Çünkü kendime vermiş olduğum görevi yerine getirememiştim. Koskoca bir gün boşa geçmişti.

Şimdi düşünebiliyor musunuz? Kendi koyduğum hedefi gerçekleştiremediğim için kendime “Görevini –yapmamıştır-katli-vaciptir” zehrini zerk ediyorum. “Hayattan-zevk-alma” kanallarımı otomatik olarak kapatıyorum, mutsuzluğumla tüm olumcul düşünce ve duygularıma zindan hayatı yaşatıyorum ve, ve hala birileri “özgür irade” gibi artık müthiş gıcık olduğum bir kavram çerçevesinde bir ton laf üretiyor.

Daha da kötüsünü söyleyeyim mi? Daha da kötüsü şu: Görevimi yapmadığım için kendimi mutsuzlaştırmam aynı virüsü taşıyan insanlar tarafından çok takdir ediliyor. Yani zırnık özgür iradesi olmayan bir insan-robot olarak robotluk ahlakına uygun davrandığım için çeşitli renkteki teneke madalyaları vücuduma vidalayan robotik bir çevrem var.

Gezi programımdaki Kırgızistan yaylaları, Kazakistan dağları ve Moğolistan çadırları beni iyileştirebilecek mi bilmiyorum. Virüs tüm vücuduma yayılmış ve geri dönülmez bir noktaya ulaşmış mı, göreceğiz. Ancak robotik organizmaya evrilmeden önce hayatının bazı dönemlerinde serserilik konusunda çok yüksek notlar almış birisi olarak hala şansımın olduğuna inanmak istiyorum.

Hiç yorum yok: