Hata yapan, hatasının cezasını çekmeyi bir türlü kabullenemeyip başkalarına zarar vermenin peşine düşüyor maalesef. Deniz Baykal da bu kampın adamı olmakta saniye tereddüt etmedi: Metacafe'yi yasaklattı. Parti politbürosu ise internetimize yaptıkları saldırıyı örtbas etmek için saçma sapan suikast planlarıyla bizleri aptal yerine koymayı denediler. Partisini sevenlerden, bu adamı ve politbürosunu kapı dışarı etmelerini bekliyorum.
***
Burada bir noktayı özellikle belirtmek istiyorum. Metacafe'ye erişim, hem Deniz Baykal, hem de Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından engellenmiş. Bu yasaklama sayfasına baktığımda benim anladığım şu: "Değil mi ki bu videoyu yayınlarsınız, sizi ve sitenizi kullanan herkesi işte böyle cezalandırırım!"
Bunlar hukuku uygulamıyorlar, kendi sağlıksız düşünce yapılarında hüküm verip cezalandırıyorlar. Sadece internet yasaklamalarında değil, tüm yargı aşamasında hep aynı çaba, aynı "hükümsüz cezalandırma" alışkanlığı, hatta bir tür "yok etme şehveti" hakim.
***
14 Mayıs Cuma
Metacafe'ye erişim yasaklandığından bu yana izlemedeyim, kimse bu yasaklamaya karşı çıkacak mı diye. Mesela, Deniz Baykal, "Bana yapılan bir haksızlıktan dolayı internet kullanıcılarının mağdur edilmesi doğru değil, şikayetimi geri alıyorum," demedi. Önder Sav'dan, "İnternete karşı yıllardır sistemli bir suikast gerçekleşmekte," sözlerini duyamadık. Hiç kimse, "Metacafe geri gelsin," diye çadırlar kurup açlık grevlerine başlamadı. Başlamayacak. Hükümetten, basından ve tv hukukçularından hiç söz etmiyorum bile. Ama beklediğimiz beklemediğimiz her yerden sağımıza solumuza hançerleri ardı ardına yiyip duruyoruz. Gençliğimde de aynı kör dövüş vardı, şimdi de. Millet olarak tüm zamanların piyonu olmaktan bir türlü kurtulamıyoruz, neredeyse gönüllü oluyoruz.
***
21 Mayıs Cuma
Metacafe tamamen unutuldu.
Pazar, Mayıs 09, 2010
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder