
İstanbul Modern. Fotoğraf: salisasaki © Yayın hakkı saklıdır.
İstanbul Modern'e bugün ilk kez gittim. İçinde bulunmaktan, dolaşmaktan, duvarlarına sürtünmekten, havasını koklamaktan tarifsiz lezzetler alacağınız, "Modern Sanatlar Müzesi" için küçük, Türk modern sanatı için uçak hangarı kadar büyük bir mekan.
Ukala bir tavırla, Türk resim ve heykel sanatını "emekli meşgalesinin ürünleri" olarak görürüm. Bana ne zevk, ne heyecan ne de tat verir. Ruhsuzdur. Nasıl olmasın ki, toplum baskısı ressamları oksijensiz bırakır. Bir ressam arkadaşım, "Ne zaman tuvalin başına geçsem, önümde toplumsal ahlakın kalın duvarını görüyorum," derdi.
Eğer bir ressamın genel çizgisine oranla ilginç bir çalışma görürseniz, anlayın ki yurtdışındaki atölye çalışması sırasında yapmıştır. Türkiye'ye ateş gibi gelip baskı altında ezilip geri çekilen nice ressam tanıdım. Zaten yurt dışına çıkmadıysa sanatçı olarak hiç şansı yoktur.
Türk resim ve heykel sanatının en zayıf noktası figürdür. Resim ve heykel çıplak insan bedeni demektir, eğer bu konuda uzmanlaşmazsanız sanat olarak dünyaya verebileceğiniz hiç bir şey yoktur. Avrupa tadında soyut resimleriyle tanınan Sabri Berkel, yıllar ve yıllarca figür çalışmıştır. İstanbul Modern'deki "figür" bölümünde tek bir çıplak insan resmi göremedim. Çıplak resmi heykeli olmayan müze mi olur, sanat mı olur yahu!
Koleksiyonu genel olarak zayıf buldum, hele heykel olarak hiç bir şey yoktu. Türk sanatı, evet pek matah değil, ama bu kadar da kötü değil. Salonda ilgimi çeken tek heykel İngiliz malı çıktı. İngiliz'in heykeli orada ne arıyordu, sormadım.
İstanbul Modern web sitesi

İstanbul Modern'e girdiğiniz an, içinizi kıpır kıpır bir heyecan kaplıyor. O beyaz duvarları ve ferah yerleşimiyle ne kadar güzel bir mekan, o koca koca pencerelerden gördüğünüz muhteşem Boğaz manzarası ne kadar ölümsüz bir güzellik sunuyor insana! Pencerenin önünde durup o tanrısal İstanbul manzarasını seyrederken, "Nasıl oluyor da bu güzelliğin içinde yaşayıp da bu kadar heyecansız ve sığ bir sanat üretebiliyoruz?" diye kendi kendime bir kaç kere sormak zorunda kaldım. Biraz önce de İstanbul Modern'in web sitesine bakarken, "Nasıl oluyor da bu kadar 'beyaz' bir mekanı anlatmak için bu kadar 'siyah' bir site yapılıyor?" diye sordum.
İstanbul Modern'in web sitesi güzel. Ama yanlış. Her hangi bir bilgiye, her hangi bir yere ulaşmak bu kadar mı zor olur. Tasarım, doğru hedefe kilitlenmiş kullanılabilir bir web sitesi üretememiş.
Saatçi dükkanı
İstanbul Modern'de fotoğraf çekmek yasak. "Niye yasak?" diye sorsam, büyük ihtimalle bana telif haklarından söz edip, fotoğraf çekimine izin verilmeyen müzelerin listesini verecekler. Buna karşılık ben de onlara fotoğraf çekimine izin verilen epeyce uzun bir müze listesi vereceğim.
Artık neredeyse her işediğimizde bile fotoğrafını çekip yakınlarımızla paylaştığımız bir dönemde, İstanbul Modern'de bulunmanın deneyimini fotoğrafa videoya sabitleyemeyeceksek ölelim daha iyi. Yani bu kadar önemli, hem bizim hem de İstanbul Modern için, ama onlar durumun pek farkında değiller. Peki bu saatçi dükkanı hikayesi nereden çıktı derseniz, "sünnetçi dükkanının vitrinindeki saat fıkrasını hatırlayın" derim. Koyacak başka resim bulamadım, kader utansın.
Az kalsın unutuyordum, müzeye girince kırmızı yuvarlak bir etiket verip görünür bir yerimize yapıştırmamızı istediler. Ben kıç tarafında, pantolonumun arkasına yapıştırdım. Bu yazıyı yayınlayınca, kalkıp bakacağım, hala orada mı diye. Bir etiket eksikti, onu da gördük İstanbul Modern'de bir Pazar günü öğleden sonrasında.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder