Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Cumartesi, Aralık 27, 2008

Arog ve Avustralya



Büçesi 9 milyon dolar ile 150 milyon dolarlık iki filmi karşılaştırmak haksızlık, biliyorum, ama ben yine de Cem Yılmaz'ın "Arog"u ile, Nicole Kidman'lı "Avustralya"yı karşılaştıracağım, ve bunu hakkaniyetli bir temelde yapmaya çalışacağım.

Arog, bir -16 yaş filmi. Teknik olarak, Cüneyt Arkın'ın "Dünyayı Kurtaran Adam"ından bu yana Türk sinemasında geldiğimiz mesafeyi göstermesi, yani ele güne rezil olmadan bir iki fantastik öğeyi filme dahil edebilme becerisi açısından başarılı.

Hikaye olarak; sıradan. Komiklik olarak, güldüğüm espri sayısı 3-4'ü geçmez. Cem Yılmaz'ın çizdiği "Arif" komik bir tip, ama onun dışında komik olan başka bir şey de yok. Tempo, özellikle birinci bölümde sıkıcı.

Film eğitimli gözden Arog'un eleştirisi


Yönetmenlik becerisi: Cem Yılmaz, sadece kendisini yönetmiş; Ozan Güven'i seyrederken bir başına buyrukluk hissettim, o da kendi kendini yönetmiş, Nil Karaibrahimgil zaten deneyimli oyuncu değil, arada kaynamış, filmdeki diğer karakterler ise yönetilmedikleri için mumya gibi duruyorlar.

Gruplu sahne yönetimi
: Cem Yılmaz'ın, tüm köyü seferber ettiği bir "inşaat seferberliği" bölümü var. Bu tür sahneleri genelde grup yönetiminde deneyimi olan yönetmen yardımcıları yönetir. Yönetmen sadece genele müdahale eder. Belli ki filmde böyle bir kadro düşünülmemiş, kimse görevlendirilmemiş. Amerikan filmlerinde bu tür "seferberlik" sahneleri bolca vardır, onları kare kare izleyip işin sırrını öğrenseler çok daha iyi bir sonuç alırlardı.

Senaryo: Böylesine defalarca anlatılmış bir hikayenin senaryolaştırılmasını Cem Yılmaz anlaşılan kendi başına yapmış. Aynı kişinin hem oyuncu, hem yönetmen hem de senarist olduğu bir filmde başarılı olmak için önemli bir kural vardır: Anlatacak bir şeyi olmak. Woody Allen, söyleyecek bir sözü olduğu için başarılıdır. Cem Yılmaz ise her hangi bir şey söylemeye niyetlenmemiş. Zaten bu dönem komedyenleri hakkındaki en önemli eleştiri de bu noktada toplanıyor.

Neden sonuç ilişkisi: Senarist, filmde işi biten karakteri başından nasıl defedeceğini bilemiyorsa kolay yoldan onu öldürüp kurtulur. Gerçek hayatta da dikkat edin, sorunları çözmek için gerekli eğitim ve zekaya sahip olmayan kesimler sorun yaratanı öldürüp işin içinden çıkarlar. Neden sonuç ilişkisini "zeka" ışığında kuramamış filmler pek başarılı olamaz. Arog da bunlardan biri. Mesela, filmin sonunda Arif'in karısı eğer işi kendi halledecekseydi, futbol maçına ya da tüm o hikayelere ne gerek vardı ki? Filmin en başarısız ve sığ tarafı burada sanıyorum.

Müzik: Film boyunca birisi davul niyetine kafamıza vura vura müzik üretmeye çalışmış. Allah akıl fikir versin.

Nicole Kidman; benim kurtarıcı meleğim




Bir süredir düzgün bir film görme şansımız olmamıştı. Filmsizlik, aç susuz kalmak gibi, ne kadar da kötü bir duyguymuş meğerse. Arog dışında gerçek adının "Turist gözüyle Irak" olması gereken "Yalanlar Üstüne" isimli bir filmi de izlemek zorunda kalmıştım mecburiyetten. "Avustralya", bizi bu susuzluktan kurtardı, kendimize getirdi, hayata yeniden dönmemizi sağladı.

"Avustralya'yı nasıl tanımlarsın?" diye sorarsanız, "Arog'da olmayan her şey bu filmde var," derim. Filmin benim anlamlandırabildiğim kadarıyla konusu şu: Avustralya'yı, bu kıtanın, toprağının ruhuyla bütünleşmiş Aborjinleri dışlayarak, kuş beyninizle yönetemezsiniz.

Bir diğer anlamlandırma katmanı; insanların özgürlük ihtiyacını, onların kim olduklarını keşfetme, yaşama ihtiyacını gidermeden, farklı olmalarına değer vermeden hayatı zenginleştiremezsiniz.

Böyle bir kaç katman var filmde. "Biz özel efekt uzmanıyız," diye böbürlenen Cem Yılmaz'ı söylediklerinden utandıracak sahnelerden de bolca var. Ama en önemlisi, Avustralya, bizi duygularımızın bir ucundan, kalbimizin bir köşesinden yakalayıp bırakmıyor tüm film boyunca. Ruhu olan bir atmosferde mutlu bir 165 dakika geçiriyoruz. Çok teşekkürler Avustralya; lezzetin, tadın hala dudaklarımda.

Sinema filmine sponsor olmak ya da olmamak


Lütfen hatırlayınız, haftalar boyunca, nasıl da koca koca adamlar, "Arog'u ya sev ya terket" kampanyası açıp "Arog'u beğenmedim" diyenlere karşı acımasız bir linç kampanyası yürütmüşlerdi. Vasat bir çocuk filmini görmemeyi, beğenmemeyi neredeyse bir vatan hainliği noktasına getirmişlerdi.

Arog'u cengaverce göklere çıkaranlarda "Telekom bağlantısı" aramak pek yanlış olmaz sanıyorum.
Bir şirketin bir sinema filmine sponsor olması maalesef bu tür tehlikeleri de içinde barındırıyor. O şirkete hizmet verenler ya da reklamlarına ihtiyaç duyanlar kraldan çok kralcı kesilip işin cılkını çıkarabiliyorlar.

Hiç yorum yok: