Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Pazar, Mart 11, 2012

İnsanın zihin ve uzaydaki yolculuğunun yeni parametreleri (1)


Carl Sagan, insanoğlunun uzaya yöneliminin kavramsal altyapısını oluşturmuştu. Uzaya yolculuk tek yönlü olacak ve geri dönüşü olmayacaktı. Tüm uzay planları bu perspektif üzerine yapılandırıldı. Uzaya çıkacak, yeni galaksilere ulaşacak, hatta kendimizi fiziki ve zihinsel olarak değiştirecek, geliştirecek ve yeni bir nesil, hatta tür olarak yaşamaya devam edecektik.

Sonra? Peki sonra ne olacaktı? Hayatta kalma içgüdümüzün uzantısı olarak içinde bulunduğumuz galaksinin yok olmasından önce kendimize uzayda güvenli bir gezegene atabildiğimizi varsaysak bile, yeni evimizin bahçesinde şezlonga kurulup ayaklarımızı uzatıp dinlenebilecek miydik?

Sonrasını pek kimse düşünmedi açıkçası. Belli ki, yeni galaksimizde soluklanıp o yok olmadan önce de bir başkasına göç edeceğimiz varsayılmıştı.

Yaklaşık yirmi yıl önce, doğanın "evrim" dediğimiz değişim gücünü, ya da hareket yeteneğini, insanların devralmaya başladığını fark etmiştim. Artık biz evrimin bir öğesi değil, evrimin sahibi olma yolunda ilerliyorduk. Bir yanımla bu ilerlemenin hoşlanmadığım yönlerine karşı dururken, diğer yanımla, yeni sahibin önünde durmanın mümkün olamayacağını ve iyi-kötü, doğru-yanlış gibi kavramların bir işe yaramayacağını, sadece bizi olan biteni görmekten alıkoyacağını pek ala biliyordum.


Einstein'dan, madde ile enerjinin aynı şey olduğunu ve zamanın bir süreç değil, bir boyut olduğunu öğrenmiştik. Yani zaman geçmiyor, madde, boyut değiştiriyordu (ya da kazanıyordu). Boyut kazanıyordu, zira Büyük Patlama'dan bu yana evren giderek daha büyük bir hızla büyüyordu, her şey birbirinden daha büyük bir hızda uzaklaşıyor ve zaman denen boyuta "yetişmek" giderek daha da imkansız oluyordu.

Uzaya gitmekle insanoğlu, kendisini, zamanın geçtiği bu yavaş, güvenli dünyasından, zamanın uzaklaştığı bir uzaya, evrenin çıplak boşluğuna fırlatmıştı. Yani, gemilere binip kendi yerküremizin Avrupa'sından Amerika'sına, Afrika'sına yaptığımız birbirimizi keşif gezilerimizden çok farklı bir yolculuğa başlamıştık.

Uzaya gitmeye karar verdiğimizde, yaptığımız ilk işlerden birisi de uzaya radyo dalgaları yayınlayarak, "Biz buradayız!" mesajı vermenin yanısıra, uzaydan gelecek benzer mesajları algılayabilecek sistemleri kurmak olmuştu. İnsanların uzay heyecanlarını yansıtan hoş ama o kadar da naif bir yaklaşımdı tabii ki. Zira her şeyi kendimiz ölçeğinde tanımlamaya öylesine alışkındık ki, uzaydaki "canlıların" da şu ya da bu şekilde bize benzeyeceğini varsayıyorduk. Oysa daha "canlı" tanımımız bile epeyce sorunluydu ve kullandığımız kelimeleri inceledikçe, sahip olduğumuz temel kelime dağarcığımızla uzayı anlamanın çok da kolay olmayacağı ortaya çıkıyordu.

-devamı yukarıda-

Hiç yorum yok: