
En iyi “Sinan-sözlerim”den birisi şöyledir: Hayatımızdaki en büyük yanlışları en haklı olduğumuz zamanlarda yaparız.
“Oğlumuz çok hak bilir teyzesi,” aşamasından, “Haksız olmak ve öyle kalmak istiyorum, lütfen!” noktasına –yaşımın yardımıyla çoktan- varmış bulunuyorum.
Haklı olmak başa bela. Haklı olunca öylesine bir güç vehmediyorsunuz ki kendinize, her şeye yetkiniz olduğuna inanıyorsunuz. Sonrası kırma dökme. Sevdiklerinizi incitiyorsunuz, ilişkilerinizi hırpalıyorsunuz, yaşamınızı çekilmez hale getiriyorsunuz. Ki, haklılığın ne kadar “rölatif” olduğuna girmiyoruz bile henüz. O noktaya girince imkan yok ışığa çıkamayız zira.
Şu son birkaç günde dünyada olup bitene bir bakın: İnsanlar ölüyor, koskoca ülke yöneticileri birbirlerine sövüyor, halk sokağa dökülüp birbirinin bayrağını yakıyor. Vicdan, politika, ihanet, kandırılma, kör inanç, sahtekarlık, iyilik, kin… gibi birbirini hiç de sevmeyen bir sürü kavram aynı kavanoza sıkışmışlar, “Kurtarın bizi buradan!” diye bağırıp çağırıyorlar, isyan ediyorlar. Kendini her haklı gören, vuruyor kelimelerin en acımasızıyla ötekine. Ülkelerin kimyası bozuluyor. Önemsediğimiz tüm değerler en vahşi haklılık kılıçlarıyla parça parça doğranıyor.
Artık, “Gel, birlikte haksız olarak, birbirimize karşı yetkisiz ve güçsüz olarak yaşayalım, ve belki o zaman sonsuz huzuru, sevgiyi buluruz,” denmedikçe ben bu oyunda yokum.
Bol haklı hayatlar.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder