Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Perşembe, Eylül 13, 2012

Yıl 2256: Türk Aydınlanması

Paul Gauguin, Türk halkının çok sevip değer verdiği ressamların başında gelir. Her evin duvarında muhakkak bir Gauguin reprodüksiyonu görürsünüz. Türkiye'nin bugün ulaştığı uygarlık düzeyinde halkın Gauguin gibi yaratıcı insanlara olan ilgisi çok önemli bir yer tutar.

Amerikalıların Mars'a yaptığı yolculuk, cennet vatan topraklarımızda pek ilgi görmedi. Vatandaşlarımız, yöneticilerinin komşu ülkeye saldırıp hır çıkarma meraklarını dizginlemeye çalışmakla meşguldüler herhalde. Ama çok da haksızlık etmemek gerekir, halkın ilgisizliğine rağmen, Türk bilim adamları yoğun bir çalışmanın içindeydiler; "bisiklet" denen gavur icadını "Nasıl İslamileştirebiliriz?" temalı önemli bir konferans düzenlediler. Hoş, bisikletin icadının üzerinden tam 221 yıl geçmişti, ama olsun, bilim bilimdir sonuçta.

Bisikletten sonra sıra motosiklete mi gelir, yoksa doğrudan otomobil, kamyon, otobüs, minibüs konulu bir konferans mı bilimsel bir gereklilik olur, bilemem. Ama ben, sabırsızlıkla "İslami Dinazor" üretimi meselesine el atılmasını bekliyorum.

Mars konusuna dönersek, 2035'te gönderilecek astronotlarla, bu yeni gezegenimizde küçük bir yaşam birimi kurulacak, bizler değil ama astronotların soyları yeni bir dünyada yeni bir hayata başlayacaklar, eski dünyayı sadece fotoğraflardan, filmlerden tanıyacaklar. 2256 yılında da, yani bu tarihten tam 221 yıl sonra büyük ihtimalle İstanbul'da önemli bir konferans toplanacak ve Türk bilim adamlarımız "İslami Mars"ı masaya yatıracaklar. Yatırsınlar bakalım...

Hiç dikkatinizi çekti mi, bilmiyorum, ama özellikle son 10 yıldır, "aydınlanma" gibi bir kelime hemen hemen hiç kullanılmıyor; "ayıp ve hatta müstehcen" olarak algılanıyor. Tu kaka, yani. Üstelik yönetici zümrenin amblemi "ampul" iken...

"Halk" denen insan kümesini sevdiğimi söyleyemem; benim için halk; saygısız, cahil, asgari zekalı, kurnaz, duyarsız, bencil, zevksiz, tembel, kendi başına korkak, özgüvensiz, toplu halde saldırgan, katil ruhlu bir topluluk demek. Aslında çoğu gerçek aydın için halk, böyle bir şey. Halkın kendisi için bile böyle bir şey.

Bu sevgisizlik karşılıklı tabii ki. Halk da aydınları sevmez, üstelik onlara karşı kendini çok değersiz hissetmelerine rağmen. Siz bakmayın halkın çok da büyük bir özgüven içinde aydınlara atıp tutup aşağılamalarına, aslında onların bağırıp çağırdığı, aydınların neden kendilerine, yani halkın küçük ve bencil çıkarlarına hizmet etmekte bu kadar dirençli olduğudur. Bilmezler ki, aydın olmanın temel koşullarından birisi zeka ve muhakeme gücüyse, diğeri de halkı sevmemektir. Hani bunları söylüyorum, olur a, "halkın kararı, halkın sağduyusu" gibi deli saçması savlarla karşıma gelmeye kalkmayın diye.

1960'dan bu yana Demirel ve Özal haricinde zeki bir yönetici göremedik. Evren ve diğerleri gibi vasat zekalı yöneticiler, ne, yapmak istediklerinde başarılı olabildiler, ne de yapmamak istediklerinde. Bugün de durum farklı değil, üstelik zeka düzeyi giderek düşüyor. Bizde ilkokullarda çocuklara Kuran ve peygamber hayatı öğrenimine başlandığı gün, Estonya'da alfabenin yanısıra bilgisayar programlama dili öğretilmeye başlanıyordu. Bu da demektir ki, 2035'te Estonyalı çocuklar Amerikalılarla birlikte Mars'a giderken, bizler Mars'a gitmenin ne demek olduğunu 221 yıl sonra bile tam kavrayamamış, anlayamamış olacağız. Avrupa'nın Sırbistan'dan sonra en düşük zekasına sahip olan bir millet olarak, gelecek 10-20 yılda bu konuda yeni rekorlara imza atarsak, sakın şaşırmayın.

Hiç yorum yok: