
Türkler, yukarıdaki fıstıkları kimseye kaptırmamak için komünist olmadılar. Zira propaganda o düzeydeydi ki, komünist olunca kadınları paylaşmak zorunda kalacaktık. Birbirinden güzel kadınlarını paylaşmakta çok kıskanç davranan Türk erkeği, yıllar ve yıllar sonra, komünizm kapitalizme yenilince, ülkelerini bir nevi işgal eden Allahsız komünist Rus, Moldav ve Ukraynalı kadınlara gönülden teslim olacaklardı. Bizim kadınlarımız? Güzellikleri berdevam. Sadece biraz daha kapandılar eskisine göre, baştan çıkarıcı bir gizem kattılar dayanılmaz çekiciliklerine.
Orasını burasını didiklemeyip sorgulamadan doğru kabul ettiğimiz "bilgi" ile olan düşünsel ilişkimize "inanç" diyoruz.
Edinilmesi ve sürdürülebilmesi en kolay, en az çaba ve beceri gerektiren, ucuz, tehlikesiz bilgi, inanılan bilgidir. Aynı şekilde, bir insanın katılımını ve desteğini almanın en düşük maliyetli yolu zihnine belirli bir inancı yerleştirmektir.
Bu nedenle herkes inancımızın, daha doğrusu inanabilme özelliğimizin peşinde, zira insanlardan "fayda üretme"nin daha ucuz bir yolu yok.
İnanmak, evet bir tür kolaycılık, teslimiyet. İmparatorlar, peygamberler ve ideologlar sizin keskin zekanızı değil, bu baştan çıkarıcı teslimiyetinizi severler. Yoksa, kılı kırk yararak kendinize bir lider, bir din, bir ideoloji seçseniz ve bu seçiminizi sürekli olarak sorgulasanız, maliyetiniz o kadar yükselir ki hiç bir sistem bunu karşılayamaz.
"İkisi-bir-arada"nın dirilişi
Kapitalizm ve dinler birbirlerini destekleyerek güzel güzel giderken dünya, hatırlarsınız, "sosyalizm, komünizm" gibi aykırı fikirler doğmuştu. Diyordu ki bu ideolojiler, "Sermaye ve kilise, el ele vermiş sizleri sömürüyorlar. Bize inanının, iki ayrı şeye gerek kalmasın."
Geliştirilen "ikisi-bir-arada" türü yeni ürün epeyce popüler oldu, tuttu. Ama "kapital" denen mekanizmanın karşısında dayanamayıp çöktü.
Herkes sandı ki, "ikisi bir arada" konsepti yenildi. "Tanrı-imparator" mekanizmasının yeni versiyonu başını "komünizm" adı altında kaldırdı ve al aşağı edildi diye düşünüldü.
Komünizm, gerçekte kapitalizmi yenebilecek kadar da güçlüydü. Ancak kapitalizm kendini yeniledi, şirketlerini olağanüstü derecede güçlendirdi ve daha önce koalisyon yaptığı kiliseyi büyük ölçüde transformasyona uğratarak kendisine ait bir "ürün gamı" düzeyine çekebildi. Son dönemde üzerinde çok tartışılan İslam'ın yeniden tasarlanma girişimlerini ve güçlenen, "business"leşen tarikatları bu çerçevede anlamakta yarar var.
Yeni kapitalizm, yarattığı "şirket-tanrı" modeliyle neyimiz var, neyimiz yok hepsini kendisine istiyor, buna inançlarımız da dahil. Ortalıktaki tozun dumanın altında yatan neden tam da budur diye düşünüyorum.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder